Yeditepe Üniversitesi Öğr. Gör. Türkolog-E.Hakan Rami’nin eleştiri yazısıdır.

Tesadüf !

1979 yılında lise son sınıftaydım.Erkek öğrencilerin sayıca çok fazla olduğu sınıfımıza, babasının işi sebebiyle Ankara’dan İstanbul’a yerleşmek zorunda kalan bir kız öğrenci,dönem ortasında geldi.Doğrusu hepimiz çok mutlu olduk çünkü güzel bir kızdı ve içimizde onunla arkadaş olma umutları yeşerdi ancak onun sözlü olduğunu liseyi bitirince evleneceğini öğrendiğimizde o yıllardaki “delikanlılık” anlayışı gereği o kız arkadaşımız artık kardeşimiz oldu.Okulumuzun karanlık köşe bucaklarında tıpkı “Ölü Ozanlar Derneği”filminde olduğu gibi kaçak sigara içişlerimiz ve sohbetlerimizin birinde söz konusu kız arkadaşımız,bize sınıfın çok sessiz, sosyal ilişkileri zayıf ve içine kapanık bir öğrencisi olan Gültekin’in, daima zamanlı zamansız karşısına çıktığını,mesela okula giderken bir sabah çöp bidonlarının arasından, bir başka sabah bakkaldan başını uzatarak:”Aaa,ne tesadüf sen de mi buradan geçiyorsun?”dediğini söyledi.O yaşların acımasızlığını damarlarında taşıyan bizler için bu bulunmaz bir kaynaktı.O günden sonra Gültekin’in ismi bizim dilimizde “Bay Tesadüf”olarak değişti ve öyle de kaldı.

Bir de ünlü şair Tevfik Fikret’in Galatasaray Lisesi’nde öğrenciyken aşık olduğu kız öğrenci onu terk ettikten yıllar sonra birkaç defa o kıza tesadüf etmesi ve her tesadüf için başlıkları “Tesadüf” olan bir dizi şiir yazmasıdır.

Ben, aşk tesadüfleri dahil tesadüflere inanmam ancak -daha önceden planlanmış olduğunu bilsem bile-bunları masum görürüm ama bu tesadüfleri,kendisini yazar ya da romancı değil de sanatçı, yani daha önce var olmayanı yaratma iddiasıyla ortaya çıkan kişilerin kitaplarında görünce doğrusu irkilirim.

Bu bağlamda önce Cevat Fehmi Başkut’un “Buzlar Çözülmeden” adlı tiyatro eserine bir bakalım isterseniz:

“27 Mayıs Darbesi sonrasında, yeni şekillenen ülke yapısı içinde, yolsuzluk, sömürü ve yoksulluğun egemen olduğu ve zor kış koşulları nedeniyle yollarının kapanmasından dolayı dünyadan kopan bir kasabaya yeni bir kaymakam atanmıştır. Gelen kaymakam, farklılığını ortaya koyduğunda, mevcut gidişi değiştirmeye çalıştığı görülür. Kasabadaki ağalara, karaborsacılara, fahişelere, softalara “dur” diyen yeni kaymakam, değişik biridir. Dürüst ve tarafsız yaklaşımıyla sorunların çözülebileceği mesajını veren kaymakam, aslında akıl hastanesinden kaçmış bir delidir. Olaylar traji – komik anlatımla gelişir”

Şimdi de Orhan Pamuk’un Kar adlı romanına bir göz atalım: “Karın bütün yolları kapatması üzere, halkın sosyal aktivitesi durma noktasına gelmektedir. Belediye bunun üzerine ” laiklik ve cumhuriyet ” temalı bir etkinlik düzenler. Etkinlikte cumhuriyet yazıları, laik ve cumhuriyet tiyatro oyunları sergilenir. Bu durum laiklik ve cumhuriyet karşıtı kişilerin sözlü atışmaları ile ortaklık bir anda karışır. Olaylar iyice büyür ve sıkı yönetim kararı çıkar. ”

Ne garip benzerlikler var değil mi?Mesela ikisinde de karın yolları kapaması,ikisinde de olayın geçtiği mekanların dünya ile ilişkisinin kesilmesine sebep olacak değin kar yağmasına rağmen yolların uzun süre açılamayacak kadar geri kalmış yerler oluşu ve ikisinde de askeri müdahele.

Gelelim bir başka ilginç tesadüfe,Şato,Franz Kafka tarafından yazılmış bir romandır. Romanın baş kahramanı, “Ka” olarak anılmakta olup bilinmeyen nedenlerden ötürü köyü yöneten gizemli otoritelerin arasına katılma hevesindedir”

Orhan Pamuk’un yazdığı Kar romanının baş kahramanının ismi de ”Ka”dır ve nedendir bilinmez o da bir şekilde kendisini Kars ilinde siyasi bir mücadelenin içinde bulur.Ne kadar ilginç tesadüfler (!) değil mi? Son tesadüf de Sayın Murat Bardakçı’dan,bakınız ne diyor:

İşte, intihalin suçüstü belgesi:

….

Aşağıdaki iki sütunda karşılıklı olarak yeralan cümleleri okuyup aralarındaki benzerliklerin, daha doğrusu ‘aynıyetin’ nasıl yorumlanması gerektiğine siz karar verin. Ben bu işe ‘‘intihal” diyorum, bakalım siz ne diyeceksiniz…

İşte, Pedro de Urdemalas’ın Beyaz Kale’ye küçük farklarla giren bazı cümleleri… Pedro’nun sözlerini Fuad Carım çevirisinin Güncel Yayıncılık’tan ‘‘Pedro’nun Zorunlu İstanbul Seyahati” adıyla çıkan ikinci, Orhan Pamuk’un cümlelerini de ‘‘Beyaz Kale”nin 11. baskısından naklediyor ve sayfalarını da gösteriyorum…

Orijinali

‘‘Cenova’dan Napoli’ye giderken, hareketimizi haber alarak Ponz Adaları’nda bekleyen Türk donanmasının hücümuna uğradık” (Carım, 11)

İntihali

‘‘Venedik’ten Napoli’ye gidiyorduk, Türk gemileri yolumuzu kesti” (Pamuk, 11)

Orijinali

‘‘Gene esir düşebiliriz korkusuyla, kürekçileri sıkıştırmaktan vazgeçtiler. …Esir düşerlerse şikáyet göreni feci şekilde cezalandırırlar, hatta yokederler” (Carım, 12)

İntihali

‘Esir düşerse cezalandırılmaktan korkan kaptanımız, kürek kölelerini şiddetle kırbaçlatmak için bir türlü emir veremiyordu” (Pamuk,11)

Orijinali

‘‘Rampacılar gemiye daldılar ve herkesi çırılçıplak ettiler. Beni tepeden tırnağa soymadılar, sırtımdakiler, onların hoşlanmadıkları ve beğenmedikleri şeylerdi” (Carım, 13)

İntihali 

‘‘Rampacılar gemimize ayak basarlarken kitaplarımı sandığıma koyup dışarı çıktım. …Dışarıda herkesi toplamışlar, çırılçıplak soyuyorlardı. … Önce bana ilişmediler” (Pamuk, 14)

Orijinali

‘‘…Láfa, sözü geçen kaptanlardan Durmuş Reis karıştı. Cenevizli dönme Durmuş Reis, ‘İdrar ve nabız hekimidir, cerrahtan daha faydalıdır’ dedi. Kürekten, işte bu suretle kurtuldum” (Carım, 13)

İntihali

‘‘Reis sordu: İdrardan ve nabızdan anlıyor muydum hiç? Anladığımı söyleyince hem küreğe verilmekten kurtuldum, hem de bir iki kitabımı kurtarmış oldum” (Pamuk, 14)

Orijinali

‘‘En üste, Muhammed’in sancaklarını astılar; bunların altına bizden aldıkları bayrakları, haçları ve Meryem Anamız’ın tasvirlerini astılar. Külhanbeyler, başaşağı asılan bu haçlarla tasvirleri, bir ok yağmuruna tuttular” (Carım, 18)

İntihali

‘‘Bütün direklerin tepesine sancaklar çektiler, altlarına da bizim bayrakları. Meryem Ana tasvirlerini, haçlarını tersinden asıp külhanbeylerine aşağıdan oklattılar” (Pamuk, 15)

Orijinali

‘‘İşi çaktım ve bir kaşık isteyerek gözü önünde üç kere doldurup içtikten sonra …beş hap gerekirken altı tane yaptım. Altısını da kendisine verdikten sonra, bir tanesini isteyip yuttum”(Carım, 22)

İntihali

‘‘Paşa zehirlenmekten korktuğu için göstererek şuruptan bir yudum içip haplardan bir tane yuttum” (Pamuk, 17)

Ben,Murat Bardakçı gibi buna intihal yani ”bilimsel hırsızlık” demiyorum;benim tanımım sadece ”tesadüf”. Hadi elim değmişken bir alıntı da ben yapayım. Al Capone diyor ki:”Bir adamı sabah gördüğümde buna ‘tesadüf’derim.Öğlen aynı adamı bir daha görürsem ‘kuşkulanırım.’Akşam aynı adamla karşılaşırsam onu öldürürüm.” Ben ise yukarıda size sunduğum ilk örneğe tesadüf dedim,ikinci tesadüfte kuşkulandım ama son tesadüfte dayanamadım ve bu yazıyı kaleme aldım.

Son not:Kendilerine,yazdıkları kitaplarla (onlara eser diyemiyorum çünkü sanatçılar,eseri bir yerlerden esinlenmeden yaratırlar) diğer eserler arasındaki benzerlikler sorulduğunda :”Biz metinlerarası yazarız” diye yanıtlayanlara içtenlikle teşekkür etmeyi bir borç bilirim çünkü -en azından şimdilik-kendilerinin sadece yazar olduklarını kabul edip ”Biz metinlerarası sanatçıyız”demiyorlar. Sanıyorum ”sanatçı”sıfatını esinlendikleri gerçek sanatçılara bırakıyorlar.

Türkolog-Öğr.Gör. Ender Hakan Rami

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.