Mutlu son ile bitmeyen bir film izlemiştim. Mücadelenin hâlâ devam ettiğini bana hissettiren bir film.. Filmde kadınlar şöyle diyordu ‘’bizler yasalara karşı gelenler değil, yasaları yapanlar olmak istiyoruz ! ’’ Bahsettiğim film SUFFRAGETTE .  Dünya kadınlar günü ile ilgili bir yazı kaleme alacaksam eğer , beni etkileyen bu filmden bahsederek sözlerime başlamak istedim. Elbette aramızda film hakkında bilgi sahibi olanlar vardır . Fakat bu yazıdan sonra filmi merak edip izlemek isteyecekler için konusuna kısaca değinmek isterim.  Film 20. yüzyılın başlarında İngiltere’de orta ve üst sınıfa mensup kadınların başlattığı ve işçi sınıfından kadınlarında olağanüstü fedakârlıklarla dahil oldukları kadınlar için oy hakkı istemlerinin mücadelesini ekrana taşıyor. Elbette film ile alâkalı bazı eleştirilerimiz olabilir fakat konusu ve oyuncu kadrosu sebebiyle bence izlenmesi gereken bir yapıt.  Yazımın başında film de mutlu son olmadığını , kadın hakları konusunda mücadelenin hâlâ devam ettiğini filmin bana hissettirdiğini söylemiştim. Böyle hissedişimin sebebi ‘kadın olmak’ ve bizi yakın perspektifte ilgilendiren ‘Türkiye’de kadın olmak’  konularında söylenebilecek çok söz oluşu ve yıllardır ayak direttiğimiz hak arayışımızda hakettiğimiz yere henüz gelememiş olmak.

Biliyoruz ki ,bizler daha dünyaya gözlerimizi açmamızla birlikte toplumsal paradokslar ve bize yüklenmiş toplumsal cinsiyet normları ile nefes almaya başlıyoruz. Kısacası , hayatımızın ilerleyen dönemlerinde sahip olacağımız özelliklerimizin çok büyük bir kısmını ailemizden ve  çevremizden temellendiriyoruz.  İşte benim için o bitmeyen mücadele tam olarak burada anlam kazanıyor.  Ve bu mücadelenin en büyük aktörleri benim fikrimce anne ve baba. Çünkü ; hanemizdeki rollerimizin belirlenişinden , hukuka , siyasete kısacası toplumsal alana ve kişilere şekil veren bir ataerkil düşünce biçimi ülkemizde mevcut.Kadını ötekileştiren , ailede ve toplumda düzene yön veren erkek egemen anlayışı ancak ebeveynlerin çocuklarına doğru söylemler de bulunmaları ve bu söylemleriyle çelişmeyen tavırlar sergilemeleri ile yıkabiliriz. Bence bu söylemler , bizlerin kadın yahut erkek ayırt etmeksizin doğuştan insan olmamız sebebi ile ortak haklara sahip olduğumuz ve bu hakların asli süjesi olmamızın asıl sebebinin insan haklarının bizden yani insanlardan ayrı düşünülemez oluşu yönünde çocuklara aktarılmalıdır. Aile içinde her bir çocuk bu bilinçle büyütülürse hâlâ devam ettiğini düşündüğüm mücadelede önemli bir aşama kaydedebiliriz. Toplumda ki her problemli alan gibi kadın hakları konusunda da bilinçlenme ; ortak bir söylem, hükümet politikaları  ve olumlu yönde gelişen kamuoyu bilinci ile sağlanacağı gibi bu hususta en önemli etken yukarıda da değindiğim gibi elbette aile içi eğitimdir.  Eğer bu konuda kendi ailemden örnek vermem gerekirse ben çoğu hemcinsime oranla kendimi hep şanslı hissettim çünkü anne ve babam kendileri geleneksel yani ataerkil ailelerde belli kalıplaşmış sözlerle yetiştirilmiş olmalarına rağmen benim iyi bir eğitim almam için ve  bilinçli yetişmem adına  daima çabaladılar. Bana ekonomik anlamda ve düşünsel anlamda özgürlüğümü ve özgünlüğümü kazandıran ailem oldu. Hep itici güç oluşlarıyla sistemin bize dayattığı kalıplara uyan kadın olmaktan öte bir birey olmamı onların mücadelelerine borçluyum. Toplumumuzda kadın her daim edilgen bir şekilde resmedilirken, ben ailemin mücadelesi sonucunda o tasvir edilenin dışına çıkabilenlerden oldum. Aileme bu sebeble minnettarım.
Ailemin ve nice benzer güzel ailenin evlatlarını sadece insan oluşumuz sebebi ile değerli olduğumuz ekseninde yetiştirmelerini ve cinsiyet üzerinden değer belirleme gibi zihnimin ve vicdanımın kabul edemediği topluma yerleşmiş bağlılıkları reddedişlerini takdir ediyorum. Yoksa biz kadınları ve haklarımızı sadece adı konmuş bir günden ibaret sayıp amacından uzaklaşmış bir şekilde gündeme getirenler bu mücadelede asla kahraman olamazlar benim gözümde.  Kanımca , Provence’ta  vebanın deli rüzgarının durması için inşa edilen büyük duvarların duruma elverişsizliği kadar yetersiz bir duruş içerisindedirler.
Tüm kadınların hayatları boyunca kendilerine uygun sözcükleri özgürce arayabilmeleri ve bu haklı davamızda sesimizin uğultu değil gür bir şekilde çıkması dileğiyle.  Hoşçakalın..
 HATİCE TOPRAK UYSAL

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.