Leviathan_poster

 

2014 yılında Cannes’da Kış Uykusu’nun rakibi olan, Altın Küre’de En İyi Yabancı Film ödülünü alan ve geçtiğimiz Oscar ödüllerinde En İyi Yabancı Film adayı olan Leviathan (Leviafan), gerçekten son derece çarpıcı ve asıl mesaisi, bittikten sonra başlayan filmlerden. Rusya’nın kasvetli kırsalında geçen filmin konusunu basit bir şekilde özetleyecek olursak, üç kuşaktır ailesinin elinde olan araziyi ve evini belediye başkanına kaptırmak istemeyen bir adamın mücadelesi diyebiliriz. Ancak film bunun çok ötesinde. Filmin adından tutun, film boyunca göreceğiniz her kare aslında bir şeyler anlatıyor. Kendinden yaşça küçük ve güzel bir kadınla evlenmek dışında suçu(!) olmayan, tek derdi arazisini korumak olan Kolya. Haklı mücadelesinde Kolya’ya destek veren avukat dostu Dima, tarihin akışını değiştiren tüm güzel kadınlar kadar güzel olan ve bu yüzden tarihin akışını değiştiren eşi Lilya, oğlu Roma ve aç gözlü belediye başkanı Vadim arasında geçen bu öyküde yönetmen Andrey Zvyagintsev mide bulandıran parçayı gösteriyor ve çarpıcı bir şekilde bütüne ulaşıyor.

Filmin hemen başında uzun bir karar okuma sekansı ile karşılaşıyorsunuz. Sanmayın ki adalet var. Var olan şey sadece hukuk sistemi. Adaletin olmaması, hukuk sisteminin olmadığını göstermediği gibi, adaletsizliğin de bir sistemi olur mesajını veriyor. Haklının yanında sağlam bir duruş sergileyen avukat Dima, eğer oynanan oyunda hile varsa sende hileli zar atmalısın, düsturu ile yola çıkıyor ve görüyoruz ki sağlanmaya çalışılan şey, genel bir adalet yahut suçlunun cezalandırılması değil, tek olay üzerinden kaba tabirle paçayı sıyırmaya çalışmak. Dima, kardeşim dediği Kolya’nın eşi Lilya ile yasak bir aşk yaşıyor ve bu da parçayı tamamlıyor. Aç gözlü belediye başkanı Vadim’in mücadelesine bir noktadan sonra sadece yenilmiş olmamak için devam ettiğini görüyoruz. Vazgeçecek noktaya geldiğinde aç gözlülüğüne devam etmesi gerektiğine dair motivasyonu ona sağlayan kişinin ise bir din adamı olması politikacıların dayanak ve aklanma merci olarak kullandığı dünyevi olmayan gücü en basit haliyle gözümüze sokuyor. Muktedir olanın istediğini yapması ve elçi sıfatında birinin bu yapılana hukuksal bir dayanak sağlaması alışkın olduğumuz bir şey. Bu filmde ise tek fark talep muktedirden gelmese bile elçi işini yapıyor. Yani sistem saat gibi çalışıyor. Filmin afişlerinde de yer alan kıyıya vurmuş balina kemikleri ve filmde bir kaç kez gördüğümüz batık ve çürümüş sandallar sadece estetik bir görüntüden ibaret değil. Tevrat ve incilde denizlerdeki iblis olduğundan bahsedilen Leviafan’ın aslında mağlup edilebileceği, haşmetinin yerinde yeller esen balina iskeleti ile, leviafan’ın tükettikleri ise batık sandallarla simgelenmiş.   Filmden aklımda kalan sahnelerden biri piknikte atış yaparken hedef olarak eski Rus devlet yöneticilerinin çevçeveli resimlerini kullanmak istemeleri. Arkadaşı, resimleri getiren adama: “Şimdikilerden kimse var mı?” Diye soruyor ve resimleri getiren adam: “Hepsinden var. Ama onlar için daha çok erken. Tarihsel perspektif için yeterli değiller daha. Bırak duvarlarımızın üstünde biraz olgunlaşsınlar…” Cevabını veriyor. Leviafan’ın ne olduğu ve nasıl bir tarihsel süreç izlediğinin cevabı bu cümlede özetlenmiş belki de…

Leviafan’ın bir parçası olabilir miyiz? Yahut Leviafan’ı mağlup edebilir miyiz? Bunu düşünmüşüzdür ancak Leviafan ya da Leviathan değil de; düzen, sistem, iktidar vs. Şeklinde adlandırarak.  Kral james incilinde oltayla tutamayacağımız, deniz canavarlarının piri olan Leviafan’ı Thomas Hobbes 1651 tarihli Leviathan adlı eserinde insanlar için insanlar tarafından oluşturulan ve yine insanların kendi rızasıyla gücü devrettikleri mutlak yönetici olarak tanımlar. Hobbes bu monarşi yanlısı eserinde; “İki insan aynı şeyi kullanmak istiyor ancak sadece birinin kullanması mümkünse o iki insan düşman olur.” Der. Güçlü olan kullanım hakkını kazanır ve gücünü fark eder işte bu durumda daha güçlü bir üçüncü ortaya çıkmalı ve güçlü olanın sınırlarını çizmelidir diye devam eder. Hobbes’a göre mutlak iktidar ve ona itaat insanlığın tek kurtuluş yoludur.Bazılarının kulağına ne kadar hoş geldiğini tahmin etmek güç değil. Yaralayıcı olan şey ise Leviafan canavarının hiç bir kademesini oluşturamayacak sadece ve sadece Leviafan yürürken ezip geçtiği çimen olacakların Leviafan’a duydukları aşk. Belki acımasızca olacak ama Leviafan canavarını yaratanların, gerçek adaletin sadece Kolya’ya değil bir gün hepimize lazım olacağını deneyimlemesi dileğiyle. İyi haftalar, iyi seyirler!

Levent ÜSTÜNBAŞ

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.