“Kadınlar insandır. Biz erkekler ise insanoğlu.” Ne güzel söylemiş Neşet Ertaş. Son dönemde ülkemizin en büyük kanayan yaralarından biri olan Kadına Şiddet konusunu üzerine geniş çaplı bir araştırma yaptık ve Yeni Asır gazetesi köşe yazarlarından Seda Kaya Güler ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide kadına şiddet konusunu detaylarıyla inceledik.

Kadına şiddet gösterilmesinin temel nedeni nedir?

Ben kadına yönelik şiddeti bir kadın sorunu olarak görmüyorum. Bunun erkek sorunu olduğunu düşünüyorum. Şiddetin temeline bakıldığında, günümüzde erkeklerin çaresizliğini, üzerlerindeki yüklerin altında ezildiklerini ve şiddeti bunun sonucunda bir patlama olarak görüyorum. Bu eskiden beri olan bir sorun; fakat bu şekilde, vahşice bir şiddet yoktu. Nedenlerin temelinde ekonomik sorunlar olduğunu düşünüyorum. Köylerden kentlere yoğun göçler sonucu ekonomik sorunlar oluşuyor. Erkekler iş bulamadıklarında, en yakınındaki kadına sinirlerini aktarıyorlar. Bizim toplumuzda erkek dediğiniz zaman tüm sorumluluğun yüklendiği kişi olarak görülüyor. Bu sorumluluğu kaldıramayan erkekler de eziliyorlar. Ailesini mutlu edemediğini düşünen erkekler stres yapıyor, bunalıma giriyor, en sonunda acısını karısından çıkartıyor ve şiddete başvuruyor.

Kadınların vahşice öldürülmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Erkeklerin güçsüzlüğünün hat safhaya çıkmasından kaynaklanan bir sorun. Diğer bir neden de cinsellik. Bir tarafta baskı var, bir tarafta dürtüler var. Bizde kişilik ve bireyselleşme önemsenmiyor, insanlara değer vermememizden kaynaklanıyor. Hırsızlık yapan, katil olan kişiler ahlaklı oluyor; fakat bireyler cinsellikle ilgili gündeme gelse ahlaksız yakıştırması yapılıyor. Bunlar toplumda makul kabul edilmeyen durumlar ve istemeden de olsa sonucunda ne yazık ki böyle olaylar yaşanıyor.

images (1)

Bizde oluşan algı yanlış, erkek olmanın üstünlük olduğunu düşünen bir toplum bilincine sahibiz. Kadınlara da değersiz oldukları mesajı veriliyor. Düşünün, dünyaya geldiğimiz andan itibaren, erkek çocuk doğduğu zaman herkes seviniyor, mutlu oluyor. Kız çocukları doğduğu zaman sessizlik oluyor; annelerde ağlama ve utanç gibi durumlar beliriyor. Toplumda geçmişten günümüze böyle bir mesaj verildiği için erkekler kendilerini üstün görerek büyüyorlar maalesef. Ekonomik olarak aile geçiminin sorumluluğunu üstlenen erkekler, kendilerinde bu gücü buluyorlar ve benim her dediğimi yapmakla yükümlüsün zihniyetinde hareket ediyorlar.

Kadınların bu konuda izlemesi gereken yol, politika nedir?

Ben kadınlara her zaman kendinizi sevin, önemseyin ve değer verin derim. Eğer bir kadın kendine değer vermezse, karşısındaki erkek de ona değer vermez. Tabi ki belirli sınırlar çerçevesinde bunu yapmak doğru. İlişkilerdeki büyük hatalardan biri kadın da erkek de, konuları kendi taraflarına çekmeye çalışıyorlar. Bu sınırı korumak gerek. Kimse özgürlüğünün elinden alınmasına izin vermemeli.

Peki, devletin bu yönde izlemesi gereken politika nedir?

Devletin kadınlara yönelik bir yasa tasarısı uyarlaması gerekir. Bir önceki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin, kadınlara yönelik iyi düzenlemeler yaptı. Başarılı politikalar izlediğini düşünüyorum. Türkiye’de kadınlara yönelik, ilgili birçok dernek ve vakıf var. Devletin de vakıflarla birlikte, ortak bir çalışma göstererek görüş alması gerektiğini düşünüyorum. Yeni dönemdeki bakanlığın çalışmalarının zayıf olduğunu da düşünüyorum. Şiddete yönelik olumlu çalışmalar yapmıyorlar. Ailenin parçalanmaması için görmezden gelinen olaylar var. Ayrıca sığınma evlerinin çoğalması gerekir. Fakat bizde garip olan taraf, sığınma evlerinin yerlerini herkes biliyor. Sığınma evi dediğimiz yapıyı kimsenin bilmemesi, buraların gizli olmasıdır mantıklı olan.

Kıskançlık psikolojik bir durum, bu duyguyu psikolojik şiddetimages olarak nitelendirebilir miyiz?

Kıskançlık insani bir duygu. Bunu yönetmek bizim elimizde. Kıskançlığı sahip olma olayına dönüştürürsek bu hastalıklı bir durum olur. Kıskanmanın sınırları vardır. Bu sınırları korumak gerekir. Bu nedenle çocukluk eğitimini kaliteli bir biçimde almamız gerekir. Çocuklukta aldığımız bazı eğitimler bize özgüven aşılar. Zamanında iyi eğitim alamamış olanlarımızda takıntı, kıskançlık ve özgüven eksikliği oluyor. İyi bir anne olmak, çocuğun sadece temel ihtiyaçlarını gidermekle değil çocuğun ruhunu beslemekle de ilgili. Ne yazık ki bizde eksik olan şey bu.

Cinsel şiddete maruz kalan kadınlar, sosyal çevrelerinden kendilerini soyutlayarak iç dünyalarına kapanıyor ve büyük sorunlar yaşıyorlar. Bu sorunları aşmalarına için çözüm nedir?

Küçük yaşlardan itibaren verilmesi gerekilen cinsel eğitim çözüm olacaktır. Tabu olmaktan çıkarılarak okullarda detaylı bir eğitim verilebilmeli. Bizim toplumumuzun yumuşak tarafı olmuştur her zaman, cinsel eğitim. Evlenilecek kız ve eğlenilecek kız ayırımı yapıldığı sürece bu sorun devam edecektir. Toplum bilinçlenmeli ilk önce. Türk kadını baskı altında olduğu sürece bu olaylar devam edecektir.

 

Röportaj: Doruk Demirüstü, İbrahim Efeoğlu, Mutlu Çaylak

Fotoğraflar: Erdem Güzel

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.