Yorucu bir iş gününün ardından eve geldi. Eşyalarını topladı ve servise binmek üzere evden dakikalar içinde çıktı. Yaz tatilinin başlamasıyla hanımla çocuğu kayınvalidesinin yanına, yazlığa yollamıştı. Oğlunun “Babacım seni çok özledim. Ne zaman geliyorsun?” mesajlarından neredeyse gına gelmişti. Tamam özlemişti ama “Nereden öğreniyor bunları, babacım ne demekse! Eşşoğlu eşek! Babası hariç” diye söyleniyordu kendi kendine sürekli ve her seferinde o arkadaşı yüzünden olduğunu düşünüyordu. Çocuk iyiydi; çevresiyse kötü… O mesajlara ve hanımının “Neredesin bey? Yanlız kaldın oralarda. Gel, bir iki gün dinlen” iyi niyetine kanmıştı. Hanımının parası bittiği için çağırdığını henüz bilmiyordu.

Servise bindiğinde yanındaki gence “Çok mu sıcak?” dedi öylesine. “Hayır, amca bugün çok sıcak yok da nem çok! Nem olmasa böyle olmaz. Aslında bak…” geyiğine daha fazla maruz kalmak istemedi. Cebinden bi’milyoncudan aldığı fenerli radyosunu ve hızlı trenden çaldığı kulaklığını çıkardı. Uzun süredir duymadığı bir şarkıya denk geldi. Çok severdi bu şarkıyı. Hanımından önceki nişanlısını hatırladı. Ufak bir tebessüm ettikten sonra aklına takıldı: “Acaba hanımla evlendiğim için pişman olabilir miyim?” diye düşündü, sonra “İyi ki hanımla evlendik de böyle bir hayatım oldu! Baya mutluyum lan!” diye düşündü. Yine bir pişmanlık bulamadı hayatında. Şu kadar yıldır hayattaydı ve hiçbir şeyinden pişman değildi. Bir gece uyumadan önce “Benim niye derdim yok” diye düşünürken aklına pişmanlığının olmadığı gelmişti.

Gözlerini açtığında otogara gelmişti. Otobüsün kalkmasına on dakika vardı. Bi sigara tüttürürdü. Bütün herkes ona bakıyormuş gibi geldi. Eli paçasına uzanmadı. Gömleğinin cebinden Tekel 2000 sigarasını çıkardı ve keyifle yaktı. Bugünün ilk sigarasıydı; fakat gün neredeyse bitmişti. “Tekel de bozdu. Zehir içiyoz resmen” diye düşündü. Sigarası bitince otobüsü gözleriyle tarayıp yerine oturdu.

IMG_2339Muavine “Çok mu sıcak?” dedi. Bu sıcaklarda bundan başka muhabbet açılamazdı. Yerine oturduğunda gömleğinin bir düğmesini daha açtı. Gömlek cebindeki sigara paketi ağırlık yaptı ve gömleğinin bir yakası yana kaydı. Otobüstekilere ufak frikik vermişti. Bu bir pişmanlık sayılır mıydı? Hayır, bu da gol değil… Çok umursamadan yılların deneyimiyle, tek harekette yakayı toplayıp düğmeyi kapattı. Otobüs hareket etmişti. Yıllardır otobüslerde yolculuk yapardı. İlk kez 5 yaşında binmişti otobüse. Yaşı 56 olmuştu ve o, hâlâ otobüslerde yolculuk yapıyordu. Bir araba almayı düşünmüştü fakat meyveli kek ikram edilince bunun daha güzel olduğunu düşünüp vazgeçmişti. Uzun yolun anlamı meyveli kek ve meyve suyuydu.

Otobüse binerken tecrübeyle kafasından bir hesap yaptı. Otobüsteki ikramlar koltuk sayısına göre alınırdı. Otobüste 40 kişilik yer olmasına rağmen 12 kişi vardı. Bu da hakkı olan kekten 5 ya da 6 tane fazladan alabilecek demekti. O kadar sıcak bastı ki bunaldı. Bu bunalma uykusunu getirdi fakat uyumadı, bu resmen bayılmaydı. Gözlerini açtığında “ikram servisi”nin geldiğini gördü. İşte beklediği an! Ama gözlerini açık tutamadı. Gözlerini tekrar açtığında mola vermişlerdi. Hayatında ilk defa bir bedava şeyi kaçırmıştı, ilk defa otobüsün ikramını kaçırmıştı. İşte ilk pişmanlığını buldu. O düğmeyi kapatmayacaktı. Otobüsten indi ve çorabına sakladığı Marlboro sigarasını çıkardı, bir tane yaktı. Tekel 2000 paketini uzaktan çöp kutusuna attı. Artık hayatı eskisi gibi olmayacaktı…

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.