DSC_3809Türkiye’de televizyonlarda ve ya mecliste yapılan siyasi tartışmalara hepimiz aşinayızdır. Siyasetçiler sürekli bir atışma ve kavga içerisindeler. Peki Türkiye’nin önemli siyasetçilerinin günlük yaşamları nasıl biliyor muyuz? Hobileri veya tutkuları neler? Hepimiz bunları merak etmişizdir illaki.

Türk siyasetinin önemli isim ve televizyon simalarında Erol Mütercimler’le siyaseti bir kenara atıp, sosyal yaşam konularını konuştuk. Televizyonlarda genel olarak siyasi yönünü tanıdığımız Mütercimler’in oyunculuk hayatından, şık giyim tarzına, aşk hayatından, sportif yönüne gibi daha bir çok konuda keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

1954 doğumlusunuz ama yaşınızı hiç göstermiyorsunuz. Bunun özel bir sırrı var mı yoksa genetik bir şans mı sizdeki ?

Bunun sebebi tabii ki spor ve düzenli beslenme en başta ama deniz kuvvetlerinde subay olduğum dönemden beri sporculuk yaşamım var. Eski düzenle olmasa bile spor hala hayatımda. Galiba bunlardan daha önemlisi küçük hırslarla kendimi yormuyorum ve bu beni rahat tutuyor. Bir de benim çocukluğumda semt minibüslerinin arkasında “ Hızlı yaşa, genç öl, cesedin yakışıklı olsun” yazardı, temel felsefe bu aslında…



Bu kadar stratejik yaşayan bir insan olarak sizin için aşk nedir?

Aşk diye bir şey yoktur, aşk bir stratejidir. Aşk aslında hastalıklı duygularımızın, hastalıklı olmadığımız şeklindeki iddiasıdır. Sevgi ve saygı başka bir şey. Doğrusu aşk baskın stratejidir. O şunu ifade eder; önümüzde birden çok seçenek varken biz sadece bir tanesini seçiyoruz. Eğer yaptığımız seçim hatalı olursa bunun adına aşk diyip kendimiz haklı çıkarıyoruz.

O zaman Erol Mütercimlere göre evlilik stratejik bir hata mıdır?

Aslında herkes açısından stratejik bir hatadır. Ama herkes bunu yapıyor ve yapacak çünkü çocuk sahibi olmak etnik kökenlerin devamlılığı için önemlidir. Bebek dünyaya gelene kadar annenindir ama dünyaya geldikten sonra devletindir. Ama evlilik kurumsal olarak şarttır ve gereklidir ama zor bir iştir. Mesela yüzlerce binlerce kişinin çalıştığı şirketleri yönetirsiniz ama evlilik denen o küçücük kurumu yönetmek herşeyden daha zor bir meseledir. Onun için Atatürk gibi insanlar için evlilik stratejik bir yanlışlıktır.Bir de Atatürk’ün diğer stratejik hatası İzmirli bir kadınla evlenmiş olmasıdır. Çünkü Latife Hanım gibi dönemin İzmirli kadınları tahsilli ve özgürlüklerine düşkünlerdi. Atatürk de benzer bir kültürden geldiği için evliliği yönetmesi zordu. Ayrıca Atatürk hayatına çok kadın girmiş bir insandır.



Peki evlendiniz mi?

Evet evlendim. 9 yıl evli kaldım ama eşimi çok genç yaşta kanserden kaybettim.

Bu kadar ciddi görünen ve askeri kültürden gelen Mütercimlerin sosyal yaşamda zevk aldığı, eğlendiği şeyler nelerdir?

Meyhane kültürüm çok iyidir. Geçmişte kahvehane kültürüm de çok iyiydi çünkü ben Eyüpsultan – Rami çocuğuyum. Ayrıca yaşama bakışım büyüdüğüm ortamdan kaynaklı olarak tamamen hippi felsefesi taşır. Bunun dışında medyadan çıkardığım dersler ve gördüklerim bana steril yaşamayı öğretti. Özel yaşamı gözlerden uzak yaşayacaksın, hayatında ki kadının varlığını bir tek o bilecek. Eğer kalmayacaksa kadın hayatının sonuna kadar onun içinde yazık olur. Geçmişteki sokak kültüründen de öğrendiğim “ Senin kalbindeki kadının varlığını, beynin bile fark etmeyecek” sözündeki gibidir…

2007 yılında Türkan Şoray’la “Suna” filminde başrol oynadınız, bu sizin için nasıl bir deneyimdi?

O film konusu çok güzel olmasına rağmen, sanat yaşamımı başlamadan bitirmiştir. Projenin kendisi çok heyecan vericiydi çünkü projenin DSC_3806öyküsü 68 kuşağında bir aşk öyküsüydü. Daha doğrusu o film bir kadın filmidir. Türkan Hanım 6 yıla yakın o senaryo üzerinde uğraş vermiştir. Şuna alışığım dönem filmlerinde hep danışmanlık yaptım ama oyunculuk için bana teklif yapıldığında şaka gibi geldi. Sonuçta oyunculuk ciddi bir iş ve eğitim gerektiriyor diye düşünüyorum. Tamam ben deneyimli tiyatro yazarıyım ama sinema başka bir şey. Ama Türkan Hanım beni bir şekilde razı etti. Sonuçta Türk Sinemasında dev bir isim hatta bence dünya starı,tek şansızlığı Türkiye’de kalmış olması. Keşke Hollywood’a gitseydi dünya bambaşka bir yetenek tanıyacaktı. Toparlamak gerekirse çok başarılı bir film miydi? Hayır gişede çok başarısız oldu. Ama ben dışımda herkes başarılı buluyor. Ben hala filmi izlemedim, kendimi ekranda izleyemiyorum çünkü çok fazla eleştiri yapıyorum. Gereksiz bir biçimde mükemmelliyetçiliğim var.

Başka bir oyunculuk deneyimi yaşadınız mı?

Evet sizlerin bilmediği hayata geçmemiş, Sinan Çetin’in yönettiği Kenan Işık’ın senaryosunu yazdığı traji-komik türde Cumhurbaşkanı’nın hayatını anlatan güzel bir aşk öyküsüydü, ben de mit başkanını oynadım. Çok güzel bir film oldu ama henüz ekrana gelmedi. Bir diğer projede Refik Halit’in Çanakkale projesiydi ancak Refik Halit filme başlanmadan hayatını kaybedince bu projede bitmiş oldu. Dönem dizilerinden de teklifler hala geliyor.

Şuan bir film için başrol teklifi gelse, kadın partner olarak kiminle oynamak isterdiniz?

Temel prensiplerim var. Soyunmam,öpüşmem, yatağa girmem (gülüyor). Şu an ekranda çok iyi oyuncular var. Ancak Türk sinemasında gönül bağım olan bir oyuncu var Sevda Ferdağ. Benim gençlik dönemimin rüyalarını süsleyen kadındır. Sevda Hanım’ın şanssızlığı 4 yoncanın içine düşmesidir.



YDSC_3804apmayı hayal edip yapamadığınız bir hayaliniz var mı?

Budist rahiplerle yaşamak. O içimdedir onu yapacağım. Onun dışında yaşamımda olabilecek bütün adrenalinleri yaşadım. Bungee Jumping bile yaptım. Daha ne olabilir yaşamımda çok güzel kadınlar da oldu.

Sizin hala tabir-i caizse eski İstanbul’un Beyefendisi gibi giyiniyor olmanız, büyüdüğünüz semt ve o kültürle mi alakalı?

Ben lisedeyken de böyle mendil ve kıravat kullanırdım. O dönemim büyüklerinden de böyle gördük, bir de yapısal bir eğilim. Fötr şapka benim için bir zevktir ve hep kullanırım. Erkekte estetik ve şıklığın önemli olduğuna inanırım. Bakmayın şimdi ki gençlerin böyle giyindiklerine. Benim kendime ait çizdiğim desen çalışmalarım var.

Son olarak herkese şunu öneririm stratejik kitaplar yazan bir adam olmama rağmen, hayatı planlamadan yaşarım.Şunu bilirim ben ne kadar plan yaparsam yapayım, benim dışımda bir güç tarafından planlanmış bir hayatım var. Ben onun ne olduğunu farketmeye çalışırım bir insan olarak.Bütün karşılaşmalar bir tesadüftür, ama hiçbir karşılaşma tesadüf olsun diye olmaz. Mutlaka birgün olumlu ya da olumsuz karşımıza çıkar.Bana sürekli problemlerini anlatıp canımı sıkan insanlardan hemen uzaklaşırım, benimle oturup rakı içecek olanların her zaman başımın üstünde yeri vardır.

 

Röportaj: Gözde Emlik – İbrahim Efeoğlu

Fotoğraf: İbrahim Efeoğlu

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.