Ropörtaj: Mutlu ÇAYLAK, İbrahim EFEOĞLU
Fotoğraf: Doruk DEMİRÜSTÜ

Biz Bilmeyiz İlker Ayrık Bilir!

1Mürsel karakteriyle tanıdığımız, Çakallarla Dans‘ın iyi kalpli Servet’i ve Ben Bilmem Eşim Bilir‘in sempatik ve bir o kadarda çılgın sunucusu İlker Ayrık, başarı basamaklarını büyük bir hızla tırmanmaya devam ediyor. Birçok reklamda, dizide, sinema filminde ve yarışma programlarında başarılı bir şekilde mesleğine devam eden evimizin yaramaz çocuğuyla, bu yoğun iş temposunun içinde Zevzek Haber ekibi olarak keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

En büyük korkusu mahcup olmak olan İlker Ayrık için, mahcubiyet ne anlam ifade ediyor? En çok mahcup olduğu an hangisi?

Mahcubiyet, verdiğin sözü tutamamak, birini üzmek, incitmek ve sana olan güveni boşa çıkarmak demek sanırım. Sosyal hayatta ve iş hayatında büyük bir tehlikedir mahcup olmak. Sevgiler, dostluklar, arkadaşlıklar tabi ki mahcubiyeti örtbas etmek üzerine kurulu. En çok mahcup olduğum zamanı bilemiyorum. Çoğu zaman belirli bir olay olmadan, kendim mahcup olduğumu düşünürüm; fakat karşı taraf bunu bana ya çaktırmaz ya da kibarlık yapar. Defalarca mahcup oluyorumdur ama işte budur, diyebileceğim bir an söyleyemem.

İlk uzun metrajlı yönetmenlik deneyiminizde eksik olduğunuz yönler sizce var mıydı?

Elbette. Çok hazırlıksız girdiğimiz bir setti. Hiçbir iş yarı zamanlı yapılmaz. Yani akşam 6’ya kadar programcılık yapıp 6’dan sonra sinemacılık olmaz. Yapışık Kardeşler benim için bir geçiş dönemi oldu. Bir sinema filmini, sabah uyandığımda bir film yapmak için uyandığım gün iyi yapabileceğime inanıyorum.


3Rolleriniz için özel çalışma yapar mısınız?

Varlığın zaten çalışmanın ta kendisidir. Tiyatrocular arasında hep söylenen bir laf vardır: Gözlem, gözlem, gözlem… Bu, bir iki saatle olacak bir iş değil. Bu, bir taklit sanatı; sende ya vardır ya yoktur o yetenek. Her zaman şansızlık derler. Hayır, ön hazırlık yok sadece. Ön hazırlıkla fırsatın birleştiği yere şans denir. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde öğrencilere söylerim “Gol atmak istiyorsanız, önce çok sağ bek oynamanız lazım.”: Rakibi karşılarsın, sonra topu kaparsın, durmadan koşturursun ve üç kişiye çalım atarsın. Ardından orta yaparsın ve ne olduğuna bakmadan geri dönersin. Sonra bir gün ceza sahasında kendini bulursun, kafayı kaldırırsın: üç tane top geliyor. O toplar şans eseri değildir hiçbir zaman.

Öğrencilik yıllarınızda derslerden kaçmak için gittiğiniz tiyatro, sizin için ne anlam ifade ediyor?

O kadar büyük bir soru ki bu, bunun için dört cilt yazmak lazım. Kendimi mutlu hissettiğim bir mecra tiyatro. Tiyatro, bir sanat ve aynı zamanda bir meslek. Hayatınızı kazandığınız bir meslek. Meslek de mesai ister; ama biz toplum olarak mesai yapmadan sanatın çok iyi olacağını düşünürüz hep. Picasso günlerce at çizer, çalışırmış. Bilmediği için mi? Hayır. Mesai harcamak, pratikle tecrübe kazanmak zorunda olduğunu bildiği için. Kendimi en rahat, en iyi, en heyecanlı hissettiğim ve mutlu olduğum; en korktuğum fakat canıma can katan meslek tiyatro. Bendeki yeri budur tiyatronun.


2 (2)Komik ve insanları güldürmeyi bilen birisiniz. Stand up yapmayı düşünür müsünüz?

Kısmet. Olabilir yani. Çiftçilik de yapabilirim, her şey mümkün. Melekelerim ve yeteneklerim arasında o da var. Ama ne zaman ortaya çıkar, bilemem; bu bir meyve sepeti, hepsinin vitamini ve rengi farklı. Televizyonun, sinemanın, dizinin ve sunuculuğun farklı vitaminleri var, vücudum ihtiyaç duyduğunda bir stand up yaparım belki. Nasıl ki vücut sinema istedi, yaptık…

Sizi hep evlerimizin sempatik ve yaramaz çocuğu olarak görüyoruz. Sosyal hayatta sinirli İlker’i görebilir miyiz?

Tabi ki görürsünüz. Televizyon, benim iş yerim, ekmeğimi kazandığım yer. Eğlendirerek ekmeğimi kazanıyorum ve eğlendirebilmem için ilk olarak eğlenmem gerekir. Eğlence sektörü diyoruz buna; fakat modern deyişle bu bir business. İşim eğlendirmek olsa da gergin olduğum zamanı kesinlikle anlayabilirsiniz, merak etmeyin. Gizlim saklım yoktur. Sinirli olduğum zaman çok ama çok bellidir, taşarım sağa sola. Bahsettiğiniz evlerin sempatik ve yaramaz çocuğu modelinde sempatiklik ortadan kalkıyor, antipatik ve yaramaz birine dönüşüyorum.

4Issız bir adaya düşseniz yanınızda sinema, tiyatro, dizi oyunculukları ve sunuculuk kimliklerinden hangisi beraberinizde götürürsünüz? Üç tane değil, yalnızca bir hakkınız var.

Eğer keman, viyola, çello ve… obua gibi dört tane müzik aleti saysan, hepsi bir kutudadır ve üçünü bırakıp birini alabilirsin derdim. Fakat oyuncuların enstrümanları kendi bedenleridir. Herhangi bir tanesini benden alamazsınız. Beni ıssız bir adaya attığınız zaman tüm yeteneklerimle birlikte düşerim o adaya. Gece yattığında da enstrümanın seninle birlikte, sabah kalktığında da öyle. Bu yüzden seçemiyorum.

Geçmişe dönersek, Mürsel karakteri sizin için ne anlam ifade ediyor? Öyle bir öğretmeniniz oldu mu?

Hayır, öyle bir hocam olmadı. Ama Mürsel benim bahtımı açtı. En azından iş yapabilme potansiyelimi geliştirdi, beni daha tanınan bir adam yaptı; çok borcum vardı onları kapattım ve evlendim, Mürsel sağ olsun. Çok huzurlu ve güzel bir setti Geniş Aile’nin seti. Bana çok şey kattı.

Son olarak, sürpriz projeler var mı?

Var. Sinema filmi, dizi, tiyatro, televizyon şovu ve yarışma programı projelerim arasında var. Hepsi var. Sadece doğru zamanda, doğru yerde, doğru işi yapmak için sabırlı olmak gerekiyor. Sabır zor, pis; fakat olağanüstü bir yoldaştır.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.